Salı, Temmuz 12, 2005

Tatil izlenimleri - III


İçmeler sahilinde birçok restoran ve kafe var. Bunlardan Çiçekli Kafe en doğalı. Maliye Bakanlığına ait olmasından dolayı da fiyatları pek turistik değil. Datça da gitmek istediğimiz yerler arasında olduğundan akşamüstü tekrar yola çıktık. Datça yolu bol virajlı güzel manzaralı yollardan biri fakat sürücülere manzaraya fazla takılmamalarını öneriyorum. Daha önceki senelere göre yolun tehlikeli kısımlarını biraz genişletmişler. Bazı yerlerde bir tarafta Akdeniz bir tarafta ege denizi beliriyor. Yol üzerinde karavan ve çadır kampı bulmak mümkün. Biz iki tanesine uğradık ağaçların arasında çok hoş yerler. Huzur isteyenler için çok uygun. Yol üzerinde bir de surf kulübü var. Surf meraklıları dışında kimseye tavsiye etmem.Baktık inceledik malum hep rüzgar hep rüzgar.
Datça’ya vardığınızda Marmaris’ten çok farklı bir ortamla karşılaşıyorsunuz. Yabancı turist çok az. Yerli turistler ile bölge halkını birbirinden ayırt etmek zor. Birçok pansiyon ve otel var. Hepsinde de yer mevcuttu. Bağlanmaya karşı bir takıntıdan mı nedir bilmem çok gezme arzumuzu yerine getirebilmek için gece konaklamaya hem temiz hem hesaplı bir yer lazımdı. Dört beş yer araştırdıktan sonra denize 100 metre mesafeli Mandalina pansiyon ile iki kişi kahvaltı dâhil 35ytl ye anlaştık.
Gündüz sakin denizinde yüzdüğümüz Datça’ nın gecesi de denizi gibi sakin. Deniz kıyısında yemek yenecek çok yer var. Biz üç tarafı da denizle çevreli öğretmen evinde yedik akşam yemeğimizi. Menü ortalama bir lezzetteydi.
İlerleyen saatlerde, genç olsun yaşlı olsun sahil şeridinde yukarı aşağı sohbetli yürüyüşler gerçekleştiriyor. Biz de öyle yaptık. Sindirim açısından da iyi oluyor.
Gece etrafta eğlence ve müzik mekânı aramak için biraz dolaştık. Malesef bu konuda Datça diğer bölgelere göre fakir. Canlı müzik olarak bir türkü bar bir de rock bar bulduk. Tercihimizi Dadya Dost isimli rock bardan yana kullandık. Liman tarafından merkeze yürürken solda yokuş sonundaki bu bar, içi taş ve ahşaptan yapılmış zevkli bir bina.
Üç kişilik genç bir grup altlarında şortlarla sahne aldılar. Solistin sesi çok iyiydi. Feridun Düzağaç şarkılarını çok iyi yorumladılar. Ama maalesef Mor ve Ötesi ‘nin parçasını bir saat arayla iki kere çaldılar ikisi de vasat bir yorumdu. Geldiğimizde bir avuç insan varken gecenin sonuna doğru oranın müdavimleri olduğu çok belli olan bir sürü insan geldi. Genel olarak iyi bir müzik dinletisinden sonra geceyi sonlandırdık.
Datça’dan her sabah Knidos’a 15-20 ytl’ye tekne turları var. Biz tekne turuna katılmadık. Datça’nın denizinin sabah keyfini de çıkardıktan sonra Marmaris içmelere geri döndük.

Pazartesi, Temmuz 11, 2005

Tatil izlenimleri - II


Siz de yol sever misiniz bilmem benim bazı sevdiğim yollar vardır. Bunların başında gelen yollardan biri Marmaris eski yoludur. Bilmeyenler için anlatayım. Gökova ve sakar geçidi bitip de deniz seviyesine indiğinizde Köyceğiz-Marmaris yol ayrımı vardır. Biz Marmaris yoluna saptık. Normalde kavşak ve trafik düzeni yeni yola zorluyor insanı fakat siz dikkat ederseniz yeni yolun yanındaki dev ağaçların arasında bir yol olduğunu göreceksiniz. Mutlaka o yolu seçin. Öyle bir yol ki her iki tarafı dev okaliptüs ağaçları ile kaplı.
Bu ağaçlar çok zaman önce bu alanın bataklık yapısını kurutmak için dikilmiş. Zeminin bütün suyunu çeke çeke o kadar büyümüşler ki güneş yolu aydınlatmak için adeta küçük boşlukları zorluyor. Burada insan yol yorgunluğunu atıyor. Yolun sonundaki köyün girişinde küçük restoranlar var. Burası öğle yemeği için çok uygun. Bizim gibi Papalina balığı ve salatayı çok uygun fiyata yiyebilirsiniz.
Sağlıklı ve hafif yemekten sonra Marmaris’e devam ettik. Ege’nin güzel orman içi yollarının keyfi devam ediyor. Yarım saat kadar yol aldıktan sonra benim favori beldem Marmaris aşağıda beliriyor.
Marmaris konusunda çok objektif olamayabilirim. Çünkü gençliğimin en güzel dönemlerinden birini beş ay kadar burada geçirdim.
Marmaris turistik olmasına rağmen kendini bozmamakta direnen bir yer. Yerlisi yabancısı hep belli bir standardın üzerinde olmuştur. Çok temiz ve hareketli bir limanı vardır.
Çarşısı kapalı geniş sokaklıdır. Çarşı ile liman arasında barlar sokağı vardır. Farklı türlerde bar ve diskolardan çeşit çeşit müzik gelir. Barlar sokağının tepesinde liman manzaralı küçük bir kalesi var. Küçük derken bodrum kalesi ile kıyaslıyorum.
Armutalan adı verilen mevkide bir anfi tiyatrosu vardır. Gittiğinizde konser varsa mutlaka deneyin. Çok keyiflidir. On sene önce orada Sezen’den tek kemanla dinlediğim Kaybolan Yıllar şarkısını hiç unutamadım.
Marmaris’te tekne turları hem gece hem gündüz olur. Gündüzleri Kız Kumu, Akvaryum turlarına katılınabilir. Gece de Mehtap Turu dedikleri bol müzik ve danslı teknelerle açılabilirsiniz.
Marmaris’te biraz dolaştıktan sonra en sevdiğim yerine İçmelere gittik. İçmelerin muhteşem ada manzaralı sahilinden denize girmenizi tavsiye ederim. Seneler maalesef Marmaris’i de biraz etkilemiş.Eskiden plaj alanının yüzde atmışını geçmeyen şezlongculuk yüzde doksan olmuş.Orayı da mafya keşfetmiş anlaşılan.Denizi ilk defa gören vatandaşlarımızın egemenliğine geçmiş sahilde şezlonglar 2 ytl den kiralanıyor.Güzelim kumsalı değil, bembeyaz plastikleri görüyorsunuz.Bu plastiklere karşı değilim ama ticaret uğruna güzellikleri hiçe saymak rahatsız ediyor insanı.Parasından değil ama her karışını bildiğim bu sahilde bu arkadaşlara para vermek istemedim.Size bununla ilgili bir diyalogu ileteyim hemen.
O kadar gezmeye rağmen tatilin deniz keyfini içmeler de açmak için o kadar yol geldiğim Serhat’la plaja girdik. Girer girmez sanki radar varmışçasına izlendiğimizi anladım ama hedefimiz denize kararlı adımlarla ilerledik. Arkamızdan yaklaşan genç bir arkadaş ticari bir kibarlıkla nasıl yardımcı olabileceğini sordu. Aslında ben de merak ettim nasıl yardımcı olacağını! Onun amacının şezlong kirası almak olduğunu biliyordum ama biz şezlonga değil kumlara ve denize gelmiştik. Çok doğal olarak dönüp ben de ona sordum: “Denize gireceğiz nasıl yardım edebilirsin bize!?” . Çok normal bir tavırla sorduğum sorunun cevabını ben de çok merak ediyordum ama maalesef tam olarak öğrenemedim. Görevli arkadaş eliyle denizi gösterip tebessümle buyurun dedi.
Keyifli ve manzaralı bir yüzmeden sonra siz de bizim gibi sahildeki kafelerde bir şeyler içip serinleyebilirsiniz...

Pazar, Temmuz 10, 2005

Tatil izlenimleri - I


Hani hepimizin Tanıdığı Evliya ÇELEBİ var ya; onun nasıl biri olduğunu daha iyi tahmin ediyorum şimdi. Tarihimizin bu en meşhur gezgini göbeksiz, dingin fikirli, hırslarından arınmış biri olsa gerek.
Bu hafta acil tarafından izine çıktım. Niye acil diye sormayın! Gidesim vardı, gezesim vardı… Tavsiye: Gidesiniz olunca gidin!
Plansızlık üzerine kurulmuş bir tatil düşünüyordum. Bu tip tatillere genelde yalnız çıkarım. Bu sefer beni yalnız bırakmayacak çok kişi vardı çevremde birinin olması şart gibi gözüküyordu. Madem öyle, az gördüğüm sevdiğim bir arkadaşımdan yardım isteyeyim dedim.Hem bu kez yalnız olmamak daha iyi olabilirdi gerçekten.
Tek bir telefona kayıtsız şartsız işini gücünü, hatta sevgilisini bırakıp gelebilecek arkadaş sayısı çok değildir. İşte böyle bir arkadaşım Serhat T. İstanbul’dan koştu geldi sağ olsun.
Her şeye rağmen onun zamanı kısıtlıydı. İzmir’e Pazar sabahı ulaşır ulaşmaz çıktık yola ya da düştük yollara demek daha doğru olur.
İzmir den başlayan yolculuğun ilk durağı Çine’ydi. Çine’de yol üstü çorbacılarından birine girdik işkembe ve mercimek çorbası vardı. Çorbalarımızı içtik(4ytl) ve hemen yola devam ettik.
Çine’den sonra Yatağan ‘ı teğet geçip Muğla’da anılara bir yarım saat harcadık. Sonra sakar geçidinden aşağı sallanıp Gökova’ya uğramamak olmazdı. Nitekim uğradık. Gökova’nın ormanlarını göremeyenler mutlaka görsün. O evlerin güzelliği her birinin bahçelerinden sokaklara taşan eflatun, yeşil mavi renkli çiçekler görülmeye değer. Denizine ulaştığımızda içimiz gidiyor atlamak için fakat atlamıyoruz. Gökova’nın çok temiz ve şeffaf bir denizi var kayalıkların altında denize karışan dağ suyu gözle görülebiliyor. Bu karışım denizde bölgesel soğukluklara sebep oluyor. Gökova’daki kısa moladan sonra yola devam ediyoruz…

Cumartesi, Temmuz 02, 2005

16 Temmuz:Geç kalınmış bir emeklilik


İzmirlinin aklında Vali deyince Kutlu AKTAŞ ismi beliriyor.Yusuf Ziya GÖKSU'yu nedense birçoğumuz hep geçici bir valiymiş gibi hissettik sanırım.En azından ben böyle hissettim.Görevine başladığı gün sebepsiz ön yargımın aslında doğru hisler olduğuna geçtiğimiz hafta tam anlamıyla karar verdim.
Sayın Göksu bana göre İzmirliye hep uzak kalan bir valiydi.Açılışlara verdiği önemi halkın sorunlarına verdiğini hiç hissetmedim.Halkın sorunlarını belediye başkanından dinleyen bir valinin başarılı bir iş çıkarmasının mümkün olmadığını da farkındaydım.Kutlu Aktaş'ın başlattığı halk günü ziyaretlerini üstün körü yapıyordu.
Devletin Valisinin bir iş adamının ısmarladığı biletle ve onun eşiyle yurtdışına çıkması, önce tesadüf demesi sonra da hemşehrimdir(çook severiz birbirimizi) açıklamsını yapması ne demek! Kimse tam nedir bilmiyor belki ama yakışık olmayacak bir durum hissi uyandı herkeste.Şaibe istemiyorum.
Valimizin emeklilik kararını yerinde buluyor ve destekliyorum.

Montreal Caz Balesi'nin ardından

Şimdi diyeceksiniz ki Caz Balesi de ne demek?Haklısınız bana da çok tuhaf gelmişti.Anlatayım:
Bu hafta pek sevgili kuzenlerimden biri bana Montreal Caz Balesine bilet verdi.Gidip gitmemekte tereddütlü olmama rağmen biraz can sıkıntısı biraz meraktan haydi gideyim dedim.
Sabancı Kültür Sarayındaki gösteriye giderken aklıma şu görüntüler geldi.Bembeyaz giysili balerinler, tabi baletler de var oradan oraya zıplayıp hoplayıp duracaklar.Uzun ve zayıf bayanlar ellerini yukarıda birleştirip parmak uçlarında dönecekler, erkeklerde parmak uçlarında etraflarında koşup havalanıp inecekler.Fonda da insanın içini burkan bir müzik çalacak.Balerinlerin minicik fırfırları başımı döndürecek:)
Hiç biri olmadı!
Bale konusundaki cehaletimi gizlemeden kurduğum varsayımlar iki perdelik gösterinin hemen başında çürüdü.Hiç beklemediğim bir müzik çalmaya başladı.Perde açıldı 13 kişi karanlığın sonundan seyircilere doğru yürünebilecek en yavaş hızla yaklaşıyordu.Bana M.Jackson'ın Thriller klibini hatırlattı.Çünkü hepsi de ifadesiz hortlaklar gibiydi:)
Başlangıç müziğinin ardından dansçılar hızla kayboldu muhteşem müzikler başladı.Kimi zaman iki kimi zaman da daha fazla kişi sıra ile çıktı beklediğim bale hareketlerinin hiçbirini yapmadılar.Kıyafetleri siyah kırmızı ve sarıydı:)Sadece bir dansçı bir kere beyaz giysili çıktı.Komik fırfırlar da yoktu.
On dakikalık şüpheli seyirimin ardından iyiki gelmişim moduna geçtim.
45 dakikalık ilk perde bittiğinde iki perde olduğunu unutmuşum.Tühh çok kısa kesmişler bile dedim.Sonra ara olduğunu anlayınca sevindim.
2.perde başladı.Bu sefer çok daha ilginçti normal yurdum insanı kıyafetleri vardı ve bir tiyatro havasında diyologlar sergilediler.Müzikler yine çok keyif vericiydi.Gösteri bittiğinde anladım ki ben Caz Balesi denen gösteriyi seviyorum.Bir daha gelirlerse yine giderim.Sizlere de tavsiye ederim.(peki opera da denenmeli mi dersiniz!)